<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>DASTAN.BiZ &#187; Araştırdıklarım</title>
	<atom:link href="http://www.dastan.biz/category/arastirdiklarim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dastan.biz</link>
	<description>Burası bizim köşemiz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 Dec 2009 10:14:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Çatıda Elektrik Üret Fazlasını Devlete Sat</title>
		<link>http://www.dastan.biz/catida-elektrik-uret-fazlasini-devlete-sat/</link>
		<comments>http://www.dastan.biz/catida-elektrik-uret-fazlasini-devlete-sat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2008 14:44:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem DAŞTAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırdıklarım]]></category>
		<category><![CDATA[çift yönlü sayaç]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik üretimi]]></category>
		<category><![CDATA[güneş enerjisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dastan.biz/?p=40</guid>
		<description><![CDATA[Daha dün yeni bir yazı yazmıştım hatırlarsanız. Blogda yazı yazmanın kurallarını. Aslında blogun anlamı bilgi paylaşımı olmalı. Bilinen şeyleri paylaşma değil demiştim. İşte buna bir örnek. Bundan bir kaç ay önce Facebook’da bir aplikasyon kullanmaya başlamıştım. Kendi blogumun RSS’ini eklemiş ve ne yazı yazarsam yazayım kendi profilimde görünmesini sağlıyordum. İşte bu sayede bir kaç gün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Daha dün yeni bir yazı yazmıştım hatırlarsanız. Blogda yazı yazmanın kurallarını. Aslında blogun anlamı bilgi paylaşımı olmalı. Bilinen şeyleri paylaşma değil demiştim. İşte buna bir örnek. Bundan bir kaç ay önce Facebook’da bir aplikasyon kullanmaya başlamıştım. Kendi blogumun RSS’ini eklemiş ve ne yazı yazarsam yazayım kendi profilimde görünmesini sağlıyordum. İşte bu sayede bir kaç gün önce hiç tanımadığım birisi Facebook’tan bana bir mesaj gönderdi. Konu daha önce bahsettiğim Güneş Enerjisi (Solar Enerji) başlıklı yazıma istinaden bir soru aldım. İlgimi çekti ve araştırmaya koyuldum. Daha önce duymadığım bir konu hakkındaydı bu. Çift Yönlü Elektrik Saati. Bende araştırdım nedir bu diye.<span id="more-40"></span></p>
<p>Araştırmamı yaparken <a href="http://www.milliyet.com.tr/2007/03/04/ekonomi/axeko03.html" target="_blank">Milliyet’in 04/03/2007 tarihli haberi</a>ne rastladım. Bu haberde çok detaylı olmasa da teknik olarak yapılabilecekler açıklanmış. Avrupa ülkelerinde elektrik açığını giderebilmenin bir diğer yolu da her evin elektrik üretimine katkıda bulunması. Bunu devlet de destekliyor. Sistem nasıl çalışıyor? Öncelikle şu an bizim kullandığımız elektrik saatleri tek yönlü. Çift yölü elektrik saatleri hem şebekeden elektrik satın alıp kullanmak için hem de evinizdeki güneş kollektörleri sayesinde elde ettiğiniz elektriği depolama imkanınız olmadığı için kullanılan bu çift yönlü elektrik sayacı sayesinde şebekeye verebiliyorsunuz. İşte bu çift yönlü elektrik saati sizin kullandığınız elektrik miktarını ve şebekeye verdiğiniz ürettiğiniz elektrik miktarını hesaplıyor. Elektriğinizi illaki şebekeden kullanmak zorundasınız. Ürettiğinizi de şebekeye satmak. Sonuçta sattığınız ve kullandığınız arasındaki farka göre ödediğiniz elektrik faturası oldukça az olmakta. Ya da ürettiğiniz kullandığınızdan fazla olursa para kazanabiliyorsunuz.</p>
<p>Bunu yapan Avrupa ülkeleri günlük en fazla 3 saat güneşi tam olarak kullanıp elektrik üretimi yapabiliyorlar. Biz Türkiye’nin konumu sayesinde bu süre ortalama 7.2 saat. Şimdi hesaplayalım. Avrupa bu yöntem ile elektrik ihtiyacının büyük çoğunluğunu karşılayabiliyor.</p>
<p>Almanya’da bu işe kalkışanlara devlet teşvik veriyor. Bir evin günlük elektrik ihtiyacı 4 &#8211; 5 kWh. Bunun için de 10 m<sup>2</sup>‘lik bir güneş kollektörü yeterli oluyor. Almanya’daki teşvik kWh başına 54 Euro Cent, Türkiye’nin güneşi kullanma süresi yaklaşık 3 misli olduğunu düşünürsek bu teşviğin ortalama 20 Euro Cent olması bile bir çok ihtiyacı karşılayıp kullanımı maksimuma çıkaracağını düşünmekteler. Haberin yazıldığı 2007 tarihince sistemin maliyeti 13.000 Euro. Bu sistem sadece Avrupa veya Almanya ile sınırlı değil. Kıbrıs Rum Kesimi’de elektrik ihtiyacının yarısını bu şekilde karşılıyormuş.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dastan.biz/catida-elektrik-uret-fazlasini-devlete-sat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bor nedir nerelerde kullanılır?</title>
		<link>http://www.dastan.biz/bor-nedir-nerelerde-kullanilir/</link>
		<comments>http://www.dastan.biz/bor-nedir-nerelerde-kullanilir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2008 14:40:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem DAŞTAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırdıklarım]]></category>
		<category><![CDATA[bor kullanım alanları]]></category>
		<category><![CDATA[bor madeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dastan.biz/?p=38</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizde doğal bir kaynak ve dünyadaki rezervlerin en çoğuna sahip olduğumuzu hep dile getirmekteyiz. Peki bu bor denilen şey nedir ve nerelerde kullanılır? Tamam çok para ettiğini herkes söylüyor ama buna kim ne kadar verir? Biraz inceleyelim. Bu konu ile ilgili kişisel yorumlarımı yazının sonunda yapacağım. Ama daha önceden bulduğum bir makale bize gerekli açıklamaları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-46" style="margin: 3px;" src="http://www.dastan.biz/wp-content/2008/12/bor-k.jpg" alt="" width="240" height="178" />Ülkemizde doğal bir kaynak ve dünyadaki rezervlerin en çoğuna sahip olduğumuzu hep dile getirmekteyiz. Peki bu bor denilen şey nedir ve nerelerde kullanılır? Tamam çok para ettiğini herkes söylüyor ama buna kim ne kadar verir? Biraz inceleyelim.</p>
<p>Bu konu ile ilgili kişisel yorumlarımı yazının sonunda yapacağım. Ama daha önceden bulduğum bir makale bize gerekli açıklamaları yapıyor.</p>
<p>Kaynak :<br />
Serpek, E. (2003). Bor mucizesi I: Bor nedir, kimlerdendir?. PiVOLKA, 2(3), 10-11.<br />
Serpek, E. (2003). Bor mucizesi II: Kullanım alanları. PiVOLKA, 2(4), 8-9.</p>
<p><span id="more-38"></span></p>
<p><div class='postTabs_divs postTabs_curr_div' id='postTabs_0_38'>
<span class='postTabs_titles'><b>Bor Mucizesi I: Bor Nedir, Kimlerdendir?</b></span></p>
<p>Ülkemizde, özellikle kriz dönemlerinde, kurtuluş reçeteleri gündeme getirilmektedir. Bunlardan birisi de bor mineralleri hakkında ortaya atılmıştır. Bu yazıda ortaya konulanlar, spekülasyonlardan bir adım öteye geçme düşüncesi ile hareket edilerek, borun hemen işletilip kullanıma sokulabilecek gözümüzün önündeki ama nedense bir türlü göremediğimiz bir deva mı olduğu; yoksa kullanım alanlarının tespit edilip dünya pazarında nerede olduğumuz ve talepler göz önüne alınarak hangi oranlarda çıkartılıp işletilebileceğinin belirlenmesi ile getirisini görebileceğimiz bir mineral mi olduğuna dair daha temelli bir bakış açısı yakalayabilmektir. Bunlardan önce, bor mineralinin tarihçesine kısa bir bakış atmanın yararlı olacağı düşüncesindeyim.</p>
<p>Farklı kullanım alanları ve yararları bulunan bor minerali, uygarlığın ilk zamanlarından itibaren bilinmektedir. Altın ve gümüş kuyumcuları tarafından akışkanlığı artırdığı için; seramikçiler tarafından ise sırlama işinde kullanılmıştır. Ayrıca mikrop öldürme özelliğinden dolayı Mısırlılar tarafından yine tedavi amaçlı ve mumyalama işlerinde; Eski Yunanlılar tarafından ise temizlik maddesi olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir.</p>
<p>Ancak bor mineralinin kullanım alanlarına dair ilk yazılı metine, 762 senesinde Arap yerleşimleri çevresinde rastlanıyor. Bu tarihten kısa bir süre sonra Çin’e; sonrasında da Avrupa’ya, kimyaya ilişkin Arapça dilinde yazılan kaynakların çevrilmesi sonucu 12. ve 13. yüzyılda taşınmıştır. 15. yüzyıla gelindiğinde, boraks ticareti Venediklilerin eline geçmiş ve 200 yıl kadar onlar tarafından devam ettirilmiştir. 17. yüzyılda Hollandalılar ticareti üstlenmiş, işlenmesi konusunda da oldukça fazla bir bilgi birikimine sahip olmuşlardır. 1900’lü yıllara gelindiğinde İtalya’da keşfedilen doğal borik asit, Avrupa pazarının ihtiyacını büyük oranda karşılamıştır. Bu tarihlerden sonra dünyanın çeşitli yerlerinde borat yatakları keşfedilmiştir.</p>
<p>Peki yüzyıllar öncesinden kullanılmaya başlanılan bu mineralin şu an bize ne gibi bir katkısı var? Öncelikle doğada bulunan bor tiplerine bakalım. Bor, doğada çok çeşitli şekillerde karşımıza çıkıyor. Boraks, üleksit, sasolit ve buna benzer sayılamayacak kadar çok tür örnek olarak gösterilebilir. Borun oksijenle bağ kurmaya çok yatkın olmasından dolayı -bu bileşiklere genel olarak borat denilmektedir- doğada şu ana kadar 230 farklı borat tipi keşfedilmiştir. Gelişen teknolojinin getirisi olarak daha fazla çeşit boratın keşfedilmesi beklenmektedir. Doğada bulunan bu boratlar, diğer çeşitli elementlerle bileşik oluşturmuştur. Bunlara da örnek olarak; sodyum borat (boraks ve kernit), sodyum-kalsiyum borat (üleksit ve probertit), kalsiyum borat (kolemanit ve pandermit) gösterilebilir.</p>
<p>Ekonomik açıdan bakıldığında, bütün bu boratları işleyip kullanmak pek mantıklı görünmüyor. Çünkü; bir borat rezervinin ekonomik değere sahip olması için, boroksit içeriğinin yüksek olması gereklidir. İşte bu noktada, diğer boratlara göre boraks (tinkal), kernit, kolemanit, üleksit, probertit, szaybelit, datolit, sasolit boratları ön plana çıkmaktadır.</p>
<p>Dünyadaki toplam bor rezervleri incelenecek olursa, Türkiye’nin rezerv konusunda oldukça önemli bir üstünlüğü olduğu görülmektedir. Fakat şunu hemen belirtmeliyim ki; şu an itibariyle dünyada bir rezerv sıkıntısı bulunmamaktadır. Eğer bor tüketimi şu anki hızıyla giderse, daha 150 yıl kadar Türkiye’deki rezerve ihtiyaç duyulmayacaktır. Tabii ki bu durumda akla şu soru geliyor: ‘Elimizde olanı pazarlamak için onların rezervlerinin tükenmesini mi bekleyeceğiz?’.</p>
<p></div>

<div class='postTabs_divs' id='postTabs_1_38'>
<span class='postTabs_titles'><b>Bor Mucizesi II: Kullanım Alanları</b></span></p>
<p>Borun süper iletken malzemelere yönelik katkısı</p>
<p>Süper iletkenlik, sıcaklığın belli bir noktanın altına düşürülmesiyle her türlü elektriksel direncin kaybolması anlamına geliyor. Bu belli sıcaklık ise, genel olarak –273 derece santigrat olan ‘mutlak sıfır’ noktasına yakın sıcaklıklardır. Ortamda böylesine düşük bir sıcaklık elde etmeye çalışmak, oldukça pahalı malzemeler ve teknoloji kullanmak anlamına geliyor. Bu nedenle araştırmacılar, süper iletkenleri görece yüksek sıcaklıklarda üretmeye yönelik çalışmalar yapmaktadır. Bunun anlamı, bir malzemeyi süper iletken hale getirmek için mutlaka –273 ü tutturmaya gerek olmadığıdır. Başka bir deyişle, bir malzeme (magnezyum diborit gibi) –234 derecede de süper iletkenlik sağlayabilir. İşte bu durum, araştırmalarda yeni bir ufuk açmıştır. Gelecekte üretilecek diğer malzemeler, daha yüksek sıcaklıklarda süper iletkenlik sağlayabilir. Peki süper iletkenlerin bize yararı nedir? Bu soruya getirilebilecek en net yanıt, enerji nakil hatlarındaki elektrik taşınmasının nasıl gerçekleştiğini açıklamaktır. Santrallerde üretilen elektrik, hatlarla şehirlerimize taşınırken üzerlerinden geçtikleri malzemelerin elektriksel dirençleri yüzünden, oldukça büyük bir kayba uğramaktadır. Özellikle ülkemizdeki enerji sıkıntısını da düşünecek olursak, bu durum, bizim için biraz daha büyük bir önem kazanıyor. İşte süper iletkenleri bu noktada devreye sokmalıyız. Elektriksel direncin olmaması, enerji kaybının da olmamasını beraberinde getirmektedir. Biz süper iletkenleri kullanmaya başlarsak elektriksel kayıpları neredeyse tamamen ortadan kaldırmış olacağız. Bununla beraber, süper iletkenlerin bir diğer yararı olarak mikro elektronikte aşırı ısının önlenildiğine değinilebilinir. Bilgisayarlarımızda kullandığımız entegreler, çipler vs. gibi düzenekler, daima ısınma problemiyle karşı karşıya kalmaktadır. Isınma problemi, bu devrelerde kullanılan malzemelerin dirençlerinin olmamasından kaynaklanmaktadır. Süper iletkenlerin bu devrelerin yapılmasında kullanılması, artık elektronik cihazlarımızdaki yanma sorununu da ortadan kaldıracaktır.<br />
Fakat bilim düzeyimiz, süper iletkenlik konusunda henüz emekleme aşamasındadır.<br />
Özellikle borun bu alandaki yararının keşfedilmesiyle, süper iletken sistemlerin 10-15 yıl içinde pazara sürülebileceği tahmin ediliyor.</p>
<p>Borun süper kaygan yüzeylere yönelik katkısı</p>
<p>Sürtünme, bilimin aşmaya çalıştığı önemli bir problemdir. Borun bu problemin çözümüne dair oynadığı rolün kritik bir yeri olduğunu düşünüyorum. Borik asit özelliklerinden yararlanılarak yapılan ve sürtünmeyi neredeyse ortadan kaldıran karbon film kaplaması, çözüme dair önemli bir adımdır. Düşük sürtünme katsayısı, -ki bu karbon filmde 0.001 gibi çok düşük bir değerdir- malzemelerin kullanılışı ve ömrü açısından büyük önem teşkil etmektedir. Örneğin; sanayide kullanılan makineler için sürtünme ciddi bir sorundur. Hem enerji kaybına neden olur, hem de malzemelerin ömrünü kısaltır. Aynı durum tabii ki günlük hayatta kullandığımız şeyler için de geçerli. Bu malzemelerin yüzeylerini karbon film ile kapladığımızda -ki karbon film metal yüzeylere çok iyi yapışmaktadır-, hem enerji tasarrufu sağlamış hem de parçaların aşınımını çok büyük bir oranda azaltmış ve dolayısıyla bakım masraflarını çok düşük seviyelere indirmiş oluyoruz.</p>
<p>Diğer alanlarda bor ve bor ürünlerinin katkıları</p>
<p>Bor,</p>
<ul>
<li>* Askeri ve zırhlı araçlarda malzemeye zarar vermeden sertlik ve dayanıklılık sağladığı için zırh plakların, seramik plakların yapımında, silah namlularında,</li>
<li> * Cam sanayiinde; camın ısıyla genleşmesini önemli ölçüde indirgediği ve titreşim, yüksek ısı ve ısı şokuna karşı dayanıklılık sağladığı için cam üretiminde,</li>
<li> * Elektronik ve bilgisayar alanında; bahsettiğimiz dirençsizlik sağlaması ve ısı problemini ortadan kaldırması nedeniyle mikroçip, LCD ekran, CD-sürücü, akım levhaları, fiber optik kablo, yarı iletken, dielektrik malzeme, kondansatör, batarya üretiminde,</li>
<li> * Enerji sektöründe; güneş enerjisi depolanması ve güneş pilleri koruyucusu olarak,</li>
<li> * Fotoğrafçılık ve görüş sistemleri alanında; yine sağlamlık artırıcı olması nedeniyle kamera, mercek ve dürbün imalatında,</li>
<li> * İlaç ve kozmetik alanında; mikrop öldürücü özelliğinden ötürü dezenfekte edici, diş macunu, lens solüsyonu, kolonya, parfüm, şampuan yapımında,</li>
<li> * İletişim alanında; iletkenlik ve koruyucu özelliğinden dolayı cep telefonları, modemler, televizyonları üretiminde,</li>
<li> * İnşaat sektöründe; mukavemet artırıcı ve izolasyon amaçlı,</li>
<li> * Kağıt sanayiinde beyazlatıcı olarak,</li>
<li> * Kimya sektöründe; kimyasal indirgeme işleminde, elektrolit işlemler, flatasyon ilaçları, banyo çözeltileri, katalistler, atık temizleme amaçlı, petrol boyaları, yanmayan ve erimeyen boya, tekstil boyaları yapımında, yapıştırıcı, soğutucu kimyasal yapımında, korozyon önleyici, mürekkep, pasta ve cilaları, kibrit, kireç önleyici, dezenfektan sıvılar, sabun, toz deterjan,</li>
<li> * Ahşap malzeme koruyucusu, boya ve vernik kurutucusu,</li>
<li> * Makine sanayiinde; manyetik cihazlar, zımpara ve aşındırıcılar kompozit malzemeleri,</li>
<li> * Metalürji alanında; kaplama sanayiinde, elektrolit olarak, paslanmaz ve alaşımlı çelik, sürtünmeye ve aşınmaya dayanıklı malzeme, kaynak eloktrotları, metalürjik flaks, refrakterler, briket malzemeleri, lehim, döküm malzemelerinde katkı maddesi olarak, kesiciler kompozit malzemeler, zımpara ve aşındırıcılar,</li>
<li> * Nükleer sanayiinde; reaktör aksamları, nötron emiciler, reaktör kontrol çubukları, nükleer kazalarda güvenlik amaçlı ve atık depolayıcı,</li>
<li> * Otomobil sanayiinde; hava yastıklarında, hidroliklerde, plastik aksamlarda, yağlarda ve meal aksamlarda, ısı ve ses yalıtımı sağlamak amacıyla,</li>
<li> * Spor malzemelerde; kayak aksamlarında, tenis raketlerinde, oltalarda, darbe koruyucularda,</li>
<li> * Tarım sektöründe; biyolojik gelişim ve kontrol kimyasalları, gübre, böcek öldürücülerde,</li>
<li> * Tıp alanında; osteoporoz tedavisinde, alerjik hastalıklarda, psikiyatride, menopoz tedavisinde, BNTC terapi yöntemiyle beyin kanseri tedavisinde, manyetik rezonans görüntüleme cihazlarında,</li>
<li> * Uzay ve Havacılık sanayiinde; sürtünmeye-aşınmaya dayanıklı malzemeler, roket yakıtı, uydular, uçaklar, helikopterler, balonların yapımında kullanılmaktadır.</li>
</ul>
<p></div>

</p>
<p>Borun insan hayatı için önemi her geçen gün artmaktadır. Gelişen bilim ve teknoloji sayesinde borun kullanım alanları gitgide genişliyor. Teknolojiye yatırım yapan ülkeler, bor üzerine yaptıkları araştırmaları yoğunlaştırmış durumdalar. Borun dünya için önemi açık. Peki Türkiye bunun için ne yapabilir? Dünyadaki bor pazarının yaklaşık %65’lik payı US Borax şirketine, % 21’lik kısmı Eti Holdinge ait. Rezervimizin diğer ülkelere göre yüksek olmasına ya da pazarın ikinci büyük pay sahibi biz olmamıza karşın, elde etmemiz gereken gelir çok düşük kalmaktadır. 21. yüzyılın petrolü diye adlandırılan bu nimetten bu kadar düşük seviyede yararlanmak oldukça üzüntü verici.Bor pazarının gelirinin büyük bir bölümünü US Borax şirketinin almasına şaşırılmamalıdır. Çünkü bu şirketin ürettiği bor ürünleri, katma değeri daha yüksek yani işlenmiş bor ürünleridir.<br />
Dolayısıyla pazardaki alıcılar bu ürünlere daha fazla rağbet etmektedirler. Eğer ülkemiz öncelikle teknolojiye yatırım yaparsa ve bilinçli bir pazarlama ve işletmecilik uygularsa, US Borax şirketiyle başa baş rekabet edebilecek seviyeye rahatlıkla gelinebileceği düşüncesindeyim.</p>
<p>Yazının sonunda kendime ait yorumları yapacağım dedim ama gerek kalmadı sanırım. Sizler yazıyı bu noktaya kadar okuduysanız daha başka söyleyecek birşey bulunmamakta. Sadece dünyanın bir süre sonra bor konusunda elimize düşmesini bekleyelim. Ne dersiniz? Tabi el altından bor madenlerimiz tükenmediyse ya da yanlışlıkla yabancılara satılmadıysa.</p>
<script type='text/javascript'>jQuery(document).ready(function() { if(postTabs_getCookie('postTabs_38')) postTabs_show(postTabs_getCookie('postTabs_38'),38); });</script>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dastan.biz/bor-nedir-nerelerde-kullanilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>27</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kardeşini Seç</title>
		<link>http://www.dastan.biz/kardesini-sec/</link>
		<comments>http://www.dastan.biz/kardesini-sec/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2008 14:34:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem DAŞTAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırdıklarım]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[herkes okusun]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş]]></category>
		<category><![CDATA[kızlar okusun]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dastan.biz/?p=37</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zamandır girip naısl bir proje olduğuna bakmak istiyordum. Nitekim az önce buna bir fırsat bulabildim. Öncelikle süper bir düşünce. Kesinlikle bunu düşünen ve hayata geçiren Cengiz TÜNAY’a sonsuz teşekkür etmek gerekiyor. Bu projenin babası kendisi. Amaç Türkiye’nin hangi ili olursa olsun ihtiyaç sahibi çocukların kaydedildiği öğretmenine ait telefon, okuduğu okul, yaşı, ailesine ait geçim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kardesinisec.com"><img class="alignleft size-full wp-image-47" style="margin: 3px;" src="http://www.dastan.biz/wp-content/2008/12/kardesini_sec.gif" alt="" width="130" height="146" /></a>Uzun zamandır girip naısl bir proje olduğuna bakmak istiyordum. Nitekim az önce buna bir fırsat bulabildim. Öncelikle süper bir düşünce. Kesinlikle bunu düşünen ve hayata geçiren Cengiz TÜNAY’a sonsuz teşekkür etmek gerekiyor. Bu projenin babası kendisi. Amaç Türkiye’nin hangi ili olursa olsun ihtiyaç sahibi çocukların kaydedildiği öğretmenine ait telefon, okuduğu okul, yaşı, ailesine ait geçim kaynakları, sağ/vefat bilgileri olan profiller içerisinden kendinize bir kardeş seçiyorsunuz. Bu seçtiğiniz kardeş ile konuşuyorsunuz. Telefonda, mektup ile, öğretmeni vasıtasıyla. Bir şekilde irtibat kuruyorsunuz ve o sizin kardeşiniz oluyor. Ve bundan sonra sizin kendi bireysel sorumluluğunuz başlıyor.Öncelikle genel profil bilgilerinden bahsetmek istiyorum. Kardeşlerin çoğu Doğu Anadolu ya da Güney Doğu Anadolu bölgelerinden.Profillerini incelediğinizde emin olun onları görmeden de sıkıntılarını hissedebiliyorsunuz. Kiminin babası vefat etmiş kiminin ki 300 YTL’ye inşaat işçis, kimi emekli 400 YTL alıyor, kimisi de çiftçi kazancı zaten belli. Siz kendinize göre bir kardeş seçiyorsunuz ve başlıyor mektuplar konuşmalar.<span id="more-37"></span></p>
<p>Sistemde kesinlikle para göndermeyin deniyor. Çünkü o zaman yerini bulmuyor deniyor. Haklı olarak. Biz kardeşimize yardım etmek için bu projeye destek veriyoruz. O yüzden onun ihtiyacı ne ise bunları karşılamaya çalışmak en mantıklısı. Örneğin kış aylarındayız. Bir bot, belki bir mon, bir kazak bile olabilir. Bu çocukların hepsi okuyor. İlkokul, ortaokul ya da lise talebeleri. İhtiyaçları defter kalem kitap. Çoğunlukla kırtasiye malzemeleri bence. Çünkü tüm çocuklar okumalı. Haydi kızlar okula yanı sıra Haydi herkes okula demek istiyorum. Konuştukça mektuplaştıkça ihtiyaçları ortaya çıkacak. O kadar büyük ihtiyaçlar da değil bunlar. Sitede yazan bir şey var ve haklı olarak. hangi restoranda yemek yedikten sonra bahşiş bırakmıyorsunuz? Bu bahşişleri bir yıl içinde toplayın. Arabanızı bir yere gittiğinizde otoparka kaç para veriyorsunuz? Havaya giden para. Mesela ben. Boş zamanlarımda oynadığım oyun için her ay para ödüyorum. Her gün bir paket sigara içen kişiler yılda en az 1000YTL harcıyor. Madem buralara para harcamayı biliyoruz ve bu paraları bulabiliyor sokağa da atabiliyoruz o zaman ihtiyacı olan okuduğunda kardelen olabilecek bir kız çocuğunu 18 yaşında anne olmasını, okuduğu zaman belki bir mühendis olabilecek erkek çocuğunu oto saniyisinde yağ içerisinde kalmasını da engelleyebiliriz. Ben kendi şahsıma kardeşimi seçiyorum. Bu benim gerçekten de büyük haz alacağım bir duygu oluyor git gide.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dastan.biz/kardesini-sec/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nükleer Enerji Nedir? (Nükleer Santraller)</title>
		<link>http://www.dastan.biz/nukleer-enerji-nedir-nukleer-santraller/</link>
		<comments>http://www.dastan.biz/nukleer-enerji-nedir-nukleer-santraller/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Sep 2007 11:27:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem DAŞTAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırdıklarım]]></category>
		<category><![CDATA[enerji kaynaklari]]></category>
		<category><![CDATA[nukleer enerji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dastan.biz/?p=97</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda alternatif enerji kaynaklarını inceler buldum kendimi. Böyle bir merak olmasa neyi nasıl öğreneceğiz nasıl haberdar olacağız diye düşünüyor ve sürekli kendime yeni konular bulmaya çalışıyorum. Kendime bloguma yazabilecek konular ararken de bilgilenmiş buluyorum. Şimdiki konumuz ise Nükleer Enerji. Bu konuya sempatik yaklaştığımı söylemem gerek öncelikle. Sonuç olarak Fizik Mühendisi olarak eğitim aldım. Birçokları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda alternatif enerji kaynaklarını inceler buldum kendimi. Böyle bir merak olmasa neyi nasıl öğreneceğiz nasıl haberdar olacağız diye düşünüyor ve sürekli kendime yeni konular bulmaya çalışıyorum. Kendime bloguma yazabilecek konular ararken de bilgilenmiş buluyorum. Şimdiki konumuz ise Nükleer Enerji. Bu konuya sempatik yaklaştığımı söylemem gerek öncelikle. Sonuç olarak Fizik Mühendisi olarak eğitim aldım. Birçokları tarafından tehlikeli gibi görünse de yararları da ne kadar fazla göz ardı edilemez. Öncelikli olarak nükleer enerji nedir ve nasıl oluşur bilelim. <span id="more-97"></span></p>
<p>Ağır radyoaktif atomların nötron bombardımanı sonucunda daha küçük atomlara bölünmesi (fisyon) ya da hafif radyoaktif atomların aynı yöntemle daha ağır atomlara dönüşmesi (füzyon) sırasında açığa çıkan enerjiye nükleer enerji denir. Nükleer santraller fisyon ile açığa çıkan enerjiyi elektrik enerjisine çevirerek çalışmaktadır. Füzyona örnek ise Güneş’teki reaksiyonları gösterebiliriz. Bu füzyon reaksiyonu sırasında çok yüksek değerlerde sıcaklıklar oluşmakta olduğu için bu sıcaklığı kontrol altına alabilecek herhangi bir nükleer santral henüz kurulamamıştır. Nükleer reaktörler sadece enerji üretimi alanında kullanılmamaktadır.</p>
<p>Örneğin tıp ve endüstride kullanılan yararlı radyoizotopların üretiminde de kullanılmaktadır. Kanser tedavilerinden tutun da vücut içini görebilmeye kadar (kan dolaşım sistemi gibi) bir çok kısımda zararsız olarak kullanılmaktadır. Neden nükleer enerjiyi istemeyen kesimler mevcut? Çevreye vereceği zararlardan, sadece çevre değil insan sağlığını tehlikeye sokabilecek problem ve hastalıklardan ötürü. İyi de Dünya üzerinde kaç adet nükleer reaktör var bileniniz var mı?</p>
<p>Mart 2007 itibariyle 31 ülkede 435 adet nükleer reaktör bulunmaktadır. Genel olarak bu reaktörler Dünya’daki toplam elektrik üretiminin %16’sını üretmektedir. Aşağıda bazı ülkelerdeki elektrik üretimlerinin yüzdelerini görebilirsiniz: Fransa: %77, Belçika: %58, Slovak Cumhuriyeti: %53, Ukrayna: %46, İsveç: %44, Macaristan: %39, G. Kore: %39, İsviçre: %36, Japonya: %34, Almanya: %31, Finlandiya: %31, İspanya: %27, İngiltere: %23, ABD: %20, Çek Cumhuriyeti: %20, Rusya Federasyonu: %15, Kanada: %13, Arjantin: %8, Güney Afrika Cumhuriyeti: %7, Hindistan: %4. Şimdi gelelim yararlarından çok güvenliğinin sağlanmasına.</p>
<p>Nükleer maddelerin doğaya bırakılmaması, ortaya çıkan ısının her durumda reaktörden alınmasını garantiye alacak sistemlerin kurulmasıyla birçok güvenlik önlemleri alınmaktadır. Nükleer yakıt, seramik formunda, yaklaşık 1 cm çap ve yüksekliğinde silindirik parçaların ard arda dizilmesiyle yine silindirik biçimde kapalı sızdırmaz tüpler içindedir. Bu tüplerin binlercesinin, aralarından soğutucu suyun geçmesine izin verecek şekilde bir araya getirilmesi ile de reaktör kalbi oluşturulmuştur. Bu kalp ise paslanmaz çelikten yapılan bir basınç kabının içinde bulunur (Basınçlı veya Kaynar Sulu reaktörlerde). Basınç kabı ve buna bağlı sistemler ise reaktör korunak binası adı verilen betondan yapılmış kubbemsi yapının içinde bulunurlar. Dolayısıyla, yakıt içinde bulunan radyoaktif maddelerin dışarıya salınmalarını, seramik yakıt, yakıt tübü, basınç kabı, çelik gömlek ve beton korunak binası, kademeli olarak engellemiş olurlar. Bugüne kadar çevreye zarar veren özellikte üç tane nükleer santral kazası olmuştur.</p>
<p>1957&#8242;de İskoçya’da Windscale Kazası, 1979 yılında ABD’de Three Mile Island Kazası ve 1986 yılındaki Ukrayna’daki Çernobil Kazası. Peki herhangi bir nükleer santral çevresinde yaşayan insanlar ne kadar bir nükleer enerjiye maruz kalırlar? Bilinmelidir ki Dünya’nın her noktasında radyasyonun izleri vardır. Topraktan, güneş ışınlarındani elektronik aletlerden (ki bunlar da yaşamı kolaylaştıran araçlardır, insanlar tarafından yapılmıştır) yıllık ortalama 2-3 mSv değerinde radyasyona maruz kalınır. Peki ekstra olarak bir nükleer santralin yakınlarında yaşıyorsam fazladan ne kadar alırım? sadece ve sadece 0,05 mSv’nin altında bir değerde radyasyona maruz kalırım. Önemli olan değerler ise sağlık açısından bahsedilen maksimum doz adı verilen bir kişi başına yıllık düşebilecek zararsız radyasyon miktarı 20 ile 50 mSv arasında değişir. Buradaki birimleri herkes bilmeyebilir ama matematik bir çoğumuzun bildiği şeydir. Çalışan bir nükleer santralin çevresinde zararlı olabilecek ekstra bir enerji açığı yoktur. Diyeceksiniz ki hepimizin en yakın zamanda hatırladığı Çernobil Kazası’nda olanları gördük. Ama bilmelisiniz ki Çernobil tam bir hataydı. Ve bu hata kullanımdan ve çeşitli güvenliklerin devre dışı bırakılmış bir test aşamasından kaynaklandığını araştırırsanız göreceksiniz. Siz hiç elinize bir silah alıp emniyetini açtıktan sonra arkadaşınıza doğrulturmusunuz? Aynı şeyi yaptılar. Şimdi ben soruyorum size. Yukarıda yazdıklarıma göre hala istemiyorum diyebilirsiniz ama doğru düzgün çalışan ve güvenilir eller altında olan bir santral kurulsa olmaz mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dastan.biz/nukleer-enerji-nedir-nukleer-santraller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneş Enerjisi (Solar Enerji)</title>
		<link>http://www.dastan.biz/gunes-enerjisi-solar-enerji/</link>
		<comments>http://www.dastan.biz/gunes-enerjisi-solar-enerji/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Sep 2007 11:26:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem DAŞTAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırdıklarım]]></category>
		<category><![CDATA[enerji kaynaklari]]></category>
		<category><![CDATA[güneş enerjisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dastan.biz/?p=96</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir enerji açığı konusunda bazı araştırmalar yapıyorum. Alternatif enerji kaynakları nelerdir diye araştırdım. Bunlardan bir tanesi de güneş enerjisi. Doğal bir kaynak ve kullanımında herhangi bir zararlı yanı yok. Ayrıca atık ya da etkileri gibi birşey de söz konusu değil. Öncelikli olarak bu güneş enerjisi nedir ona bakalım. Güneş enerjisi, bir füzyon süreciyle açığa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süredir enerji açığı konusunda bazı araştırmalar yapıyorum. Alternatif enerji kaynakları nelerdir diye araştırdım. Bunlardan bir tanesi de güneş enerjisi. Doğal bir kaynak ve kullanımında herhangi bir zararlı yanı yok. Ayrıca atık ya da etkileri gibi birşey de söz konusu değil. Öncelikli olarak bu güneş enerjisi nedir ona bakalım.<span id="more-96"></span></p>
<p>Güneş enerjisi, bir füzyon süreciyle açığa çıkan ışıma enerjisidir ve güneşin çekirdeğinde yer alır. Güneşteki hidrojen gazının helyuma dönüşmesi ile oluşur. Bu öyle bir enerjidir ki dünyaya gelen küçücük bir bölümü bile tüm dünyanın enerji tüketiminden kat kat fazladır. Lakin bu enerjinin hepsini birden kullanmayı düşünemeyiz çünkü imkansız. 1970\’lerden itibaren güneş enerjisinden faydalanma üzerine çalışmalar başlamış ve başarılı sonuçlar alınmıştır. Zaman ilerledikçe maliyetleri de düşmeye başlamış artık bir çok yerde kullanıldığını en kolay örneği her yazlıkta görebileceğiniz güneş kollektörlü su ısıtma sistemleridir.Güneş nasıl birşeydir? Öncelikle bir yıldızdır. Dünya’ya olan uzaklığı 150 milyon km’dir ve Dünya’ya gelen güneş enerjisi Dünya’da tüketilen enerjinin 20 bin katıdır. Peki bir ateş yanmaya başladığında ne zaman söner? Yanan maddenin bitmesine kadar. Peki Güneş ne zaman bitecek derseniz rahat olun daha 5 milyar yıl var. Küresel Isınma yazımda bahsettiğim gibi Dünya’ya ulaşan güneş ışınlarının %30&#8242;u atmosferden geri yansıyor geri kalanın %50’si yer yüzüne ulaşıyor. Bu şekilde de Dünya’nın sıcaklığı artıp yaşanabilir bir seviyeye geliyor. Bu ısınma sırasında rüzgarlar ve okyanus akıntıları oluşuyor. Biliyorsunuz ki ısınan hava yer değiştirir, su içinde aynı şey geçerli. Geri kalan %20&#8242;lik kısım da atmosferde ve bulutlarda tutulur. Yer yüzüne ulaşan güneş ışınlarının %1&#8242;i ile bitkiler fotosentez yaparak oksijen oluştururlar. Geri kalan tüm enerji ısı enerjisine dönüşür ve sonrasında uzaya geri iletilir. Lakin geri iletim sırasında küresel ısınma konusunda geçtiği gibi bazı durumlarda iletilemediği için bu sıcaklık artışları oluyor.</p>
<p>Güneşi biraz tanıdık ve Dünya’ya nasıl bir fayda sağladığını azda olsa belirttik. Peki bu enerjiyi nasıl kullanabiliriz? Güneş Kollektörleri adı verilen güneş enerjisini toplayıp bir akışkana sıcaklık olarak ileten sistemler kullanılmaktadır. En çok yazlık örneğinde olduğu gibi evlerde sıcak su yapımında kullanılır. 70C’ye kadar suyu ısıtabilir. Bu sıcaklık düzlemsel olarak tanımlanan güneş kollektörleri ile ulaşılabilen bir değerdir. Farklı çeşitlerdeki kollektörler 100-120C dereceye kadar da çıkılabilir.</p>
<p>Örneğin Güneş Havuzları diye adlandırılan sistemler ise 5 metre derinlikteki dibi siyah renkli olan bir havuz ile güneş ışınları kullanılır. Isınan su yine sıcak su üretimi için bir eşanjör yardımıyla dağıtılabilir ya da Rankin Çevrimi ile elektrik enerjisine çevrilebilir. Bu sayede 150kW ile 400MW arasında elektrik enerjisi elde edebilen güneş havuzları bulunmaktadır.</p>
<p>Düzlemsel güneş kollektörlerinin yapısı camdan yapılan üst kısım, cam ile güneş ışınını soğuran tabaka arasında bir miktar boşluk, kollektörün en önemli parçası soğurucu tabaka ve etrafındaki yalıtım tabakasıdır. Üst cam, güneş ışınlarını yansıtmayıp soğurmadan hepsinin geçişine izin veren bir yapıda olmalıdır. Ayrıca soğurucu yüzeye düşen ışınlardan geri yansıyanların da geçişine izin vermemeli ki soğurucu yüzeye geri gönderip maksimum kullanım sağlasın. Soğurucu tabaka en önemli parçadır ve tüm güneş ışınlarını soğuruğ ısıya dönüştürerek sistemdeki sıvıya iletir. Isı yalıtımı da üst düzeyde olmalı ki soğurucu tabakadan dış yüzeye ısı aktarımı olmasın sadece sistemdeki sıvıya olsun diye.</p>
<p>Güneş kollektörleri haricinde bir de güneş pilleri vardır. Bunların görmüş olduğunuz en basit örneği hesap makineleridir. Güneş pilleri, yüzeyine düşen güneş ışınlarını doğrudan elektrik enerjisine dönüştüren yarı iletken maddelerden yapılmışlardır. Tabi kullanım alanları sadece hesap makineleri veya kol saatleri değildir. Sokak aydınlatmalarından tutun çatısı güneş pili ile kaplı mekanlardaki elektrik ihtiyacına kadar aklınıza gelebilecek bir çok yer vardır. Yapısı ve çalışması oldukça teknik olduğu için tam olarak değinmiyorum ama internette güneş pilleri diye arama yaparsanız bir çok sonuca ulaşırsınız.</p>
<p>Alternatif enerji üretimlerinden bir tanesi bu ve en temizi sanırım. Lakin neden çok kullanılmadığına gelirsek maliyetlerinin yüksek olması. Bir solar enerji fabrikasının MW başına üretimi yaklaşık 7,000-USD. Hidroelektrik santrallerde ise bu 1,000-USD civarında. Daha sonra bahsetmeyi düşündüğüm rüzgar santrallerinde ise 1,500-USD. Ayrıca kapladığı alanlar da oldukça büyük olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak temiz bir enerji kazanımı var. Teknoloji ilerliyor ve ilerlemeye de devam edecek. Güneş enerjisi ile çalışan arabalar için bilimsel yarışmalar yerine artık seri üretimler başlayacak. Ama 5 milyar yıl sonra o arabalarda kullanılamayacak. Çünkü dediğimiz gibi güneş olmayacak <img src='http://www.dastan.biz/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dastan.biz/gunes-enerjisi-solar-enerji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arılar Ya Yok Olursa?</title>
		<link>http://www.dastan.biz/arilar-ya-yok-olursa/</link>
		<comments>http://www.dastan.biz/arilar-ya-yok-olursa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2007 06:17:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem DAŞTAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırdıklarım]]></category>
		<category><![CDATA[arilar]]></category>
		<category><![CDATA[eisntein]]></category>
		<category><![CDATA[kovan kuresel ısınma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dastan.biz/?p=90</guid>
		<description><![CDATA[Ne zaman bir arı görsem aklıma hep üniversitede yaptığımız bir arı yakalama oyunu gelir. Bahar aylarında kantinin önündeki havuzlu bahçede otururken çaylarımızı içer, biten çaylar sonrasında boş bardakların içine birer kesme şeker atardık. Sonra beklerdik. Bir arı gelir ve erimiş şekere doğru bardağın içine girer, o şekerden bir parça almaya çalışırken bizde çay tabağı ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ne zaman bir arı görsem aklıma hep üniversitede yaptığımız bir arı yakalama oyunu gelir. Bahar aylarında kantinin önündeki havuzlu bahçede otururken çaylarımızı içer, biten çaylar sonrasında boş bardakların içine birer kesme şeker atardık. Sonra beklerdik. Bir arı gelir ve erimiş şekere doğru bardağın içine girer, o şekerden bir parça almaya çalışırken bizde çay tabağı ile bardağın üstünü kapatıp basit bir arı akvaryumu yapardık. Sonra elbetteki bu arıları serbest bırakırdık. Biliyorum yaramaz çocuklar gibi, hatta bazılarınızın üniversitede okuyan koca yaramaz çocuklar gözüyle bakar gibisiniz.<span id="more-90"></span></p>
<p>Geçenlerde okuduğum ve izlediğim haberlerde hep arılar ile ilgili ölümler vardı. Ya ölüyorlar ya da kayboluyorlar. Biraz araştırma yaptım ve Einstein’ın şu sözüne rastladım : “Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa döllenme, bitki, hayvan, insan olmaz.”</p>
<p>Neden peki arılar ile ilgili böyle birşey söylemiş? Herkes bilir ki lisede biyoloji dersi alanlar bir kere bile olsa arılar hakkında bir ünite görmüştür. Hareketlerinin sekiz çizer gibi olmasından tutun peteklerin maksimum kullanım alanını oluşturması için altıgen yapmalarına kadar. Karıncalardan sonraki en çok çalışkan hayvanlar diye düşünüyorum. Tam bir ekip işi. İzlediğim belgesellerde de yaban arılarına karşı kovanı savunmalarına kadar cesaretlerinden tutun da yaşam şekillerine kadar. Herşey tam anlamıyla kollektif bir çalışmanın ürünü ortaya çıkan bal için.</p>
<p>Peki sizce herşey bal üretmek için mi? Bence hayır. Dünya’nın ekolojik dengesini oluşturan ilk basamaklardan biri bence. Arı bir çiçeğe konar, özünü alır, uçar gider. Sadece özünü mü alır? Elbette hayır polenleri de ordan oraya savurur taşır. Her canlının bir yaşama amacı olduğunu bilim adamları söylemekte. Yaradılış hikayesinde de bu geçiyor. Öyle bir denge kurulu ki zincirin bir halkası koparsa Dünya’da iki zincir olmaz.</p>
<p>Daha önce küresel ısınmadan bahsetmiştim. Küresel ısınmanın getirdiği bazı sonuçları hepimiz şu an yaşıyoruz. 2007 senesinde hiç kış yaşamadık resmen. İklimin değiştiğini görebiliyoruz. Duyduğum bir şey geliyor aklıma. Tırtıllar hayata merhaba dediklerinde aynı devrede açan bir çiçek ya da oluşan bir bitki sayesinde beslenir ve büyürler. Ama sıcaklık ve iklimdeki kayma sebebiyle bu bitki ya da çiçek tırtılların dünyaya gelmesinden önce açmış ve solmuşlar. Bu yüzden de tırtıllar doğduklarında aç kalmışlar. Bu demek oluyor ki bu yaz çok az sayıda kelebek göreceğiz.</p>
<p>CNN Türk’de 4 Mayıs 2007&#8242;deki bir haber mesela bu arı olaylarına bir örnek. Haberde : “Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde toplu arı ölümleri endişe yarattı. Kovanlardan hergün yüzlerce ölü arı toplayan çiftçiler, yetkilileri harekete geçirdi. Tarım İl Müdürlüğü ekipleri konuyla ilgili inceleme başlattı. ” deniyor. Bu toplu ölümlerin sebebinin küresel ısınma ile gelen sebebi anlaşılamayan ölümler. Hala araştırılıyor. Bazı haberlerde de arıların kaybolduğuna dair. Bunun sebeplerinin de hormonsuz hiç birşeyin kalmamış olması ve arıların da bu doğal olmayan hormonlu bitki örtüsü ile yön duygularının kaybolmasına dayandırılıyor. Hani derler ya bir arı onlarca yol gider ama her seferinde kolayca geri dönmek için yolunu bulur. Haberlerde geçen kayıplar ve ölümler %60&#8242;ları buluyor.</p>
<p>Şimdi soru sorma zamanı: Korkmaya başlamalı mı ?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dastan.biz/arilar-ya-yok-olursa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Montreal Protokolü</title>
		<link>http://www.dastan.biz/montreal-protokolu/</link>
		<comments>http://www.dastan.biz/montreal-protokolu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2007 07:28:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem DAŞTAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırdıklarım]]></category>
		<category><![CDATA[cfc]]></category>
		<category><![CDATA[hcfc]]></category>
		<category><![CDATA[montreal protokolu]]></category>
		<category><![CDATA[otim ozon tabakasi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dastan.biz/?p=91</guid>
		<description><![CDATA[Ozon tabakasının incelme sorununa kalıcı bir çözüm bulabilmek amacıyla 1980&#8242;lerin ortasından beri uluslararası bir işbirliği sürdürülmektedir. Bir kaç yıl süren uluslararası görüşmeler sonucunda 1987&#8242;de “Ozon Tabakasını İncelten Maddeler Üzerine Montreal Protokolü” 25 ülke tarafından imzalanmıştır. Montreal Protokolü evrensel bir çevre koruma projesi için ilk defa bu kadar çok ülkenin görüş ve eylem birliğine varması açısından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ozon tabakasının incelme sorununa kalıcı bir çözüm bulabilmek amacıyla 1980&#8242;lerin ortasından beri uluslararası bir işbirliği sürdürülmektedir. Bir kaç yıl süren uluslararası görüşmeler sonucunda 1987&#8242;de “Ozon Tabakasını İncelten Maddeler Üzerine Montreal Protokolü” 25 ülke tarafından imzalanmıştır. Montreal Protokolü evrensel bir çevre koruma projesi için ilk defa bu kadar çok ülkenin görüş ve eylem birliğine varması açısından son derece önemli bir olaydır. Bu anlaşmada CFC (kloroflorokarbon) tüketiminin 1999&#8242;a kadar 1986&#8242;ya kıyasla yarıya indirilmesi ve halon tüketiminin arttırılmaması üzerinde anlaşmaya varılmıştır.</p>
<p>Fakat Montreal Protokolü’nü izleyen yıllarda ortaya çıkan yeni bilimsel bulgular, ozon incelmesinin tahmin edilenden çok daha ciddi boyutlarda olduğunu ve daha sıkı önlemler alınması gerektiğini ortaya koymuştur. Böylece Montreal Protokolü’nde zaman içerisinde değişiklikler yapılmıştır.<span id="more-91"></span></p>
<p>Haziran 1999&#8242;da Montreal Protokolü’nü imzalayan ülke sayısı 168&#8242;i bulmuştur. Anlaşmanın bugünkü haline göre ana şartları şöyledir:</p>
<p>Kloroflorokarbonlar (CFC), halonlar, metilkloroform ve karbontetralorid tüketimleri gelişmiş ülkelerde 1995, gelişmekte olan ülkelerde 2010 yılı itibariyle sona ermiş olacaktır. Ancak Çevre Bakanlığı’nca, Türkiye için bu tarih üretimde kullanım için 2000 yılı, serviste kullanım için 2010 yılı olarak tesbit edilmiştir.(bu maddelerin kişi başına yıllık tüketimi 0,30 kg’dan az olan ülkeler, gelişmekte olan ülkeler olarak tanımlanmıştır.)</p>
<p>Hidrokloroflorokarbonlar (HCFC), daha az zararlı oluşları nedeniyle CFC’lere alternatif olarak geliştirilmiş kimyasallardır. Montreal Protokolü’ne göre bunların tüketimi de 2030 yılında tamamen sıfıra indirgenecektir.</p>
<p>Gelişmiş ülkelerin katkıları ile oluşan bir “Çok Taraflı Fon” kurulmuştur. Bu fon gelişmekte olan ülkelerin endüstrisine; OTİM’lerin (Ozon Tabakasını İncelten Maddeler) giderilmesine yönelik projelerde teknik uzmanlaşma, yeni teknolojiler ve ekipmanlar için kullandırılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dastan.biz/montreal-protokolu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küresel Isınma (Sera Etkisi)</title>
		<link>http://www.dastan.biz/kuresel-isinma-sera-etkisi/</link>
		<comments>http://www.dastan.biz/kuresel-isinma-sera-etkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2007 05:01:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem DAŞTAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırdıklarım]]></category>
		<category><![CDATA[cfc]]></category>
		<category><![CDATA[hcfc]]></category>
		<category><![CDATA[hidrokoloroflorokarbon]]></category>
		<category><![CDATA[kloroflorokarbon]]></category>
		<category><![CDATA[kuresel isinma]]></category>
		<category><![CDATA[ozon delinmesi]]></category>
		<category><![CDATA[ozon tabakası]]></category>
		<category><![CDATA[sera etkisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dastan.biz/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[Ozon tabakası güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlarının yaklaşık %90&#8242;ına karşı dünya üzerinde koruyucu örtü görevi yapmaktadır. Ozon tabakası güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlarını emerek yutar ve sonuçta zararlı ışınların Dünya’ya ulaşmasını engeller. Yukarı stratosfer Dünya’dan yaklaşık 58 km yukarıda başlar ve 80 km’ye kadar devam eder.Yapılan araştırmalar sonucunda dünyamızı bu zararlı ultraviyole ışınlardan koruyan ozon [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ozon tabakası güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlarının yaklaşık %90&#8242;ına karşı dünya üzerinde koruyucu örtü görevi yapmaktadır. Ozon tabakası güneşten gelen zararlı ultraviyole ışınlarını emerek yutar ve sonuçta zararlı ışınların Dünya’ya ulaşmasını engeller. Yukarı stratosfer Dünya’dan yaklaşık 58 km yukarıda başlar ve 80 km’ye kadar devam eder.Yapılan araştırmalar sonucunda dünyamızı bu zararlı ultraviyole ışınlardan koruyan ozon tabakasının kloroflorokarbonlar (CFC) tarafından yok edildiği anlaşılmıştır. Ayrıca soğutucu akışkanlar atmosfer tabakasında küresel ısınma etkisi göstererek dünyanın sıcaklığının artmasına neden olmaktadır. Gelecekte, dünyanın sıcaklığının artması nedeniyle kutuplarda buzulların eriyeceği ve bazı kara parçalarının sular altında kalacağı belirtilmektedir.<span id="more-92"></span></p>
<p>ozone_2.gifKüresel ısınma sera etkisi olarak da tanımlanabilir. Atmosferde bulunan karbondioksit, metan, karbonmonoksit, hidrokarbon ve CFC gibi gazlar güneş ışınlarının içinde tutunmaya çalışan güneş kollektörü camları gibi işlev görerek güneşten gelen yüksek sıcaklıktaki güneş ışığının atmosferden geçerek yeryüzüne ulaşmasına imkan verirler. Fakat atmosferde biriken bu gazlar yeryüzünden yansıyan düşük sıcaklıktaki ışınları yutarak uzaya tekrar geçmesini önlerler. Yansıyan ışınların atmosferdeki bu gazlar tarafından yutulması atmosfer sıcaklığının artmasına neden olur.</p>
<p>Ozon tabakasının oluşumu, yukarı stratosferde (mezosfer) bulunan oksijen molekülleri güneşten gelen ultraviyole ışınlarını absobe ederek atomlarına ayrışır.</p>
<p>O2 + UV › O + O</p>
<p>Daha sonra ortaya çıkan bu oksijen atomları (O) oksijen molekülleri (O2) ile birleşerek ozonu oluştururlar.</p>
<p>O2 + O › O3</p>
<p>Soğutma ve klima uygulamalarında kullanılan kloroflorokarbonlar (CFC) ve hidrokloroflorokarbonlar (HCFC) atmosfere verildikten sonra difüzyon ve atmosferdeki rüzgarın etkisiyle yukarı doğru yükselir. Özellikle CFC’ların kimyasal kararlılıkları çok fazla olduğu için yapıları bozulmadan atmosferde 100 yıldan fazla kalabilirler. Bekleme süreleri çok uzun olduğu için CFC’lar kimyasal kararlılıkları sayesinde ozon tabakasının bulunduğu yukarı stratosfere (mezosfer) kadar yükselir. Bu yüzden ozon tabakasını delme potansiyeli çok yüksektir. HCFC’ların yapısında ise hidrojen atomu bulunmasından dolayı kimyasal kararlılıkları azdır. Yapıları bozulmadan atmosferde 15 yıl kalabilirler. Bu zaman CFC’lara göre çok kısa süre olduğu için çok az bir ksımı yukarı stratosfere ulaşarak ozon tabakasının delinmesine neden olur.</p>
<p>Yukarı stratosfere ulaşan R-12 gazı Güneş’ten gelen ultraviyole ışınları tarafından parçalanarak klor atomunun ortaya çıkasına neden olur.</p>
<p>CCl2 F2 + UV › CClF2 + Cl</p>
<p>Daha sonra ultraviyole ışınları ile reaksiyona giren CFC R-12 akışkanından ayrışan klor (Cl) atomu, ortamda bulunan ozon molekülü ile reaksiyona girer.</p>
<p>Cl + O › ClO + O2</p>
<p>Bunun reaksiyon sonucunda ortaya klormonoksit (ClO) ve oksijen molekülü (O2) ortaya çıkar ve sonuçta ozon parçalanmış olur. Klormonoksit serbest halde bulunan oksijen atomu ile reaksiyona girerek klor atomun tekrar sebest hale geçmesine neden olur ve bu işlem sürekli tekrarlanır. Bu olayın en önemli yönü ise ozon tabakasının sürekli olarak kendisini yenilemesidir.</p>
<p>Ozon tabakası delinmesi sonucu dünyaya ulaşan ultraviole ışınları, bütün canlı organizmalar üzerinde ciddi problemlere neden olmaktadır. Yapılan araştırmalara göre, ozon tabakasındaki açığın %1 artması, Dünya’ya gelen zararlı ultraviyole ışınların %2 oranında artmasına neden olmaktadır. Ozon tabakasının delinmesi sonucu kara ve denizlerde yaşayan bütün canlılar aşırı derecede etkilenmektedir. Yapılan testler sonucu ozon tabakasındaki tahribatın %25 arttığı durumlarda soya fasulyesinde %20&#8242;lik bir ürün kaybı meydana gelmektedir. En önemlisi okyanusların hassas ekolojik sistemi aşırı derecede etkilemektedir. Okyanus yüzeyinden (birkaç metre aşağıda) flitoplonktonik ve zooplanktonik orgamizmaların larvalarının artan ultraviyole ışınlara karşı duyarlı oldukları tespit edilmiştir. Artan UV bu canlıları olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p>Stratosferde bulunan ozon tabakası ultraviyole ışınlarını absorbe ettiği zaman stratosferde ısı ortaya çıkar. Stratosferde oluşan bu ısı, hava şartlarını meydana geriren strastosferik rüzgarşarın oluşmasına neden olur. Ozonun delinmesi stratosferdeki sıcaklık dengesinin bozulmasına enden olacağından evrenselden yöresele doğru hava şartlarında değişmeler meydana gelecektir.</p>
<p>Artan ultraviyole ışınlarının ve küresel ısınmanın çevre üzerindeki olumsuz etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz :</p>
<p>* Ürünlerin azalması,<br />
* Yazların dahasıcak olması,<br />
* Kışın nem oranının artması,<br />
* Denizlerin ekolojik dengesinin bozulması,<br />
* Okyanusların su seviyesinin yükselmesi ve tahrip edici kasırgaların oluşmasıi<br />
* Kuraklıklar ve su talkınlarının yaygınlaşması.</p>
<p>Ozon tabakasının delinmesi neticesinde artan UV ışınları deride kanser, gözlerde katarakt ve bağısıklık sisteminde zayıflamaya neden olmaktadır. Son günlerde ekvatora yakıni yani çok güneş alan bölgelerde yaşayan insanlar üzerinde yapılan bir araştırmaya göre yukarıda vurgulanan sağlık problemlerinde artış olduğu tespit edilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dastan.biz/kuresel-isinma-sera-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
